Bu çalışmanın aşağıdaki tüm içeriği tezhazirlamamerkezi.com uzmanları tarafından hazırlanmış olup kullanım hakları tezhazirlamamerkezi.com a aittir. Haricinde kaynaksız kullanımı halinde gerekli prosedür işletilir.

İÇİNDEKİLER

ÖZET ………………………………………………………………………………………………. İ
ABSTRACT……………………………………………………………………………………… İİ
TEŞEKKÜR……………………………………………………………………………………… İİİ
İÇİNDEKİLER…………………………………………………………………………………. İV
TABLO LİSTESİ………………………………………………………………………………. V
ŞEKİL LİSTESİ…………………………………………………………………………………
BÖLÜM I: GİRİŞ……………………………………………………………………………… 1
1.1 Problem………………………………………………………………………………………. 1
1.2 Amaç………………………………………………………………………………………….. SS
1.3 Çalışmanın Önemi……………………………………………………………………….. SS
1.4 Sayıltılar…………………………………………………………………………………….. SS
1.5 Sınırlılıklar…………………………………………………………………………………. SS
BÖMÜM II: KURAMSAL ALTYAPI………………………………………………… SS
2.1  Müzik……………………………………………………………………………………….. SS
2.2  Tarihsel Bağlamda Müzik Kültürümüz…………………………………………. SS
2.3  Müzik Kültürümüz Üzerindeki “Yabancı” Etkisi…………………………… SS
2.4  Müzik Tercihi……………………………………………………………………………. SS
2.5  İnsanların Müzik Tercihini Etkileyen Faktörler……………………………… SS
2.6  Ergenler ve Müzik……………………………………………………………………… SS
2.7  Sosyal Statü-Müzik İlişkisi…………………………………………………………. SS
2.8  Müzik Türleri…………………………………………………………………………….. SS
       2.8.1 Türk Halk Müziği ……………………………………………………………… SS
       2.8.2 Türk Sanat Müziği ……………………………………………………………. SS
       2.8.3 Arabesk/Fantezi Müzik ……………………………………………………… SS
       2.8.4. Türk Popüler Müziği ………………………………………………………… SS
       2.8.5 Yabancı Popüler ……………………………………………………………….. SS
       2.8.6  Klasik Batı Müziği …………………………………………………………… SS
BÖLÜM III: YÖNTEM……………………………………………………………………. SS
3.1  Araştırmanın Modeli …………………………………………………………………. SS
3.2  Evren ve Örneklem …………………………………………………………………… SS
3.4  Veri Toplama Aracının Geliştirilmesi …………………………………………. SS
3.5  Verilerin Çözümlenmesi ……………………………………………………………. SS
BÖLÜM 4: BULGULAR…………………………………………………………………. SS
………………… ………………………………….. …………………………………………….. SS
BÖLÜM 5: SONUÇLAR VE ÖNERİLER………………………………………… SS
5.1.Sonuçlar………………………………………… ………………………………………… SS
5.2.Öneriler………………………………………… ………………………………………… SS
5.3.Uygulayıcılar İçin Öneriler…………………………………………………………. SS
5.4.Arastırmacılar İçin Öneriler……………………………………………………….. SS
KAYNAKÇA………………………………………………………………………………… SS

 

  

 

İLKÖĞRETİM 1. KADEMEDE ÖĞRENİM GÖREN ÖĞRENCİLERİN DİNLEDİKLERİ MÜZİK TERCİHLERİ VE BU TERCİHLERİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER – EYÜP İLÇESİ ÖRNEĞİ

BÖLÜM I

GİRİŞ

1.1.  Problem

Müzik dinlemek, müziği sevmek ve müzik tercihlerine göre bir yaşam tarzı belirlemek arka plan hakkında bilmeyi ve kişisel gelişimi gerektirir. Bilmek ve kişisel gelişim ise bir zaman dilimi içerisinde çeşitli değişkkenlerle girilen etkileşimler ve kazanımlar sonucunda ortaya çıkar. Bu etkileşim ve edinim sürecini kısaca kültür olarak tanımlayabiliriz.

Müziğin insanların hayatındaki yeri ve önemini en dikkat çekici biçimde dile getiren Ulu Önder Atatürk 1925 senesinde bir grup öğrenciyle sohbet ederken, “Hayatta musiki gerekli midir?” şeklinde bir soruyu şu şekilde cevaplamıştır: “Hayatta musiki lazım değildir, çünkü hayat musikidir. Musiki ile alakası olmayan varlıklar insan değildir. Eğer söz konusu olan şey insan hayatı ise müzik, muhakkak vardır. Musiki, hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve kısaca her şeyidir” (Uçan 1996, s.18).

Kültür, doğduğumuz andan itibaren bilinçli veya bilinçsiz elde ettiğimiz, içimize sindirdiğimiz, özümsediğimiz bilgilerin tamamıdır. (Kaplan, 2005, s.59). Bu bilgiler maddi ve manevi miraslarımızın toplamına eşittirr. Bu tanımda maddi mirasla belirtilmek istemen mimari yapıtlar, ilim ve bilgi, teknik yöntemlar ve aletler, idari ve yapısal durum, sanat eserleri, manevi mirasla ifade edilmek istenense fikir ve düşünce sistemleri, inançlar, örf ve adetler, değer ve hükümler, teşkilatlanma usulleri, sanat ve eğlence anlayışları, müzik vb.ler kastedilmektedir (Doğan, 2000, s.313). Kültür deyince insanlar, topluluklar, toplumlar ve bütün insanlık tarafından oluşturulan ve geliştirilmiş olan yaşam stilleri, yaşam biçimlerinin her biri, toplamı, tümü yada bütünü anlaşılır (Uçan, 2005, s.9).

Uçan’a göre (2005, s.10) kültür yapısının en dikkate değer bileşenlerinden, en temel boyutlarından ve başlıca değişkenlerinden birisi müziktir. Müzik, o toplum ile ilgili elde edilmek istenen istenen birtakım bilgileri, önem derecesi yüksek ve belirleyici bölümleri kendi içerisinde barındıran temel bir kültür bileşenidir (Bulut; 2008, s. 150). Kendine has bir yapısal iskeletine sahip müzik kültürü ise, içinde onun da yer aldığı kültürün bütünü, onu oluşturan insan, onun yaşadığı dünya ve onunla birlikte evren tarihten günümüze kadar gelen ve günümüzden geleceğe kadar uzanan bir evrimsel süreç içerisindedir. Bu açıdan içinde yaşadığımız dünya evren evriminin, insan dünya evriminin, kültür insan evriminin, müzik kültürü ise insan ve kültür evriminin bir parçasıdır (Uçan, 2005, s.9). Bu açıdan müzik kültürünü tek bir cümleyle özetleyecek olurak; bir toplumun geçmişten gelen müzikal birikimlerinin miras yoluyla sonraki kuşaklara aktarımı şeklinde tanımı yapılabilir.

Toplumların deneyimledikleri hızlı ve keskin sosyal değişim, yoğun kentleşme ve kitle iletişim araçlarının günlük hayatın önemli bir bileşeni olması gibi sebeplerden ötürü, modernleşme çabasının bir neticesi olarak “Kitle” olgusu ortaya çıkmıştır. Modern toplum yapısıyla ortaya çıkan kitlenin, kendine has yaşam biçimi de “Kitle Kültürü, Popüler Kültür” olarak adlandırılmaktadır (Eroğlu, 2000, s.128).

Popüler kültür, gündelik hayatın kültürüdür ve bundan dolayı gerçekliğin olumsuz taraflarından kurtulma işlevi gören ve yapay mutluluklar oluşumunu sağlayan bir kültürdür (Oktay, 1997, s.23). Bu kültürün etkisi altında olmadan kültür-müzik arasındaki ilişkide nedenselliklerin kesişme noktaları, sosyal çevre ve müzik yapısı arasındaki ilişki, insanın müziği tarihsel olarak nasıl düzenlediği, sosyal olarak nasıl kurduğu ve bireysel olarak nasıl yarattığı, nasıl hissettiği ve nasıl davrandığı, müziksel sembollerin nasıl işlendiği sorularına alınan yanıtlar, tarihsel-toplumsal ortak bağ ve bütünlük dengesinde, kültür-müzik ilişkisinin etki gücünün kavranmasını sağlayabilir (Kaplan, 2005, s.15). Günümüz koşularında kültür-müzik ilişkisi incelendiğinde bahsedilen durumların gerçekleşmediği, insanların özellikle genç kuşağın popüler kültürün etkisine ister istemez girdiği, ancak nitelikli müzik eğitimi alan bireylerin bunu sağladığı ve böylelikle kültür-müzik ilişkisini sağlıklı olarak kurabildiği görülmektedir.

Çocuklar, ülkenin gelecekteki müzik kültürünü belirleyecek insanlar olduklarına göre, bugün onların alacağı müzik eğitimi ve müziksel aktarım, ülkemizin gelecekteki müzik kültürünün büyük bir kısmını oluşturacaktır. Burada örgün eğitimin ilkokul kademesinde yapılan müzik eğitimi çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü, bu dönemde çocukların doğrudan ve dolaylı olarak kişilik gelişiminde, iletişim kurmalarında, düşünce sistemini geliştirmelerinde, duygularını ifade etmelerinde müzik çok önemli rol oynar ve müziksel yetenekleri en açık şekilde kedini gösterir (Uçan, s.1996).

Ancak müzik eğitimi sadece örgün ve yaygın eğitim kurumları çerçevesinde düşünülmemelidir. Çünkü çocuk okul çağına gelene kadar bu konuda bir birikim edinir. Bu birikim de aile için sağlanmaktadır. Dolayısıyla, çocukluktan-yetişkinliğe geçişlerini farklı kültürel çevrelerde tamamlayan bireyler arasında müziği algılama, anlamlandırma, beğeni ve anımsama gibi noktalarda belirgin farklılıklar gözlenmesi doğal olacaktır. Çocuğun kültürel kişiliği ya da özgün kültürel kimliği, doğduğu andan itibaren ailesinin etkisiyle üyesi bulunduğu toplumun kültürel normları ışığında şekillenmektedir. Yetişkin bir birey olarak gelecekte sahip olacağı “müzikal-kültürel beğenilerin” temeli henüz okul çağına gelmeden, yine aile ve yakın çevresinde atılmakta dır (Paşaoglu, 200, s.239-240).

İnsanların ifade ve iletişim gibi değişik ihtiyaçlarından doğan ve herbiri farklı duygulara hitap eden çok değişik ve farklı müzik türleri vardır ve karşımıza zamanla yeni türleri çıkmaktadır. Bu müzik türleri arasında yaptığımız tercihler, kişiliğimiz ve içinde bulunduğumuz sosyo kültürel ortamdan etkilenebilmektedir.

Kuhn (1980, s.2-38) tercih kavramını, bir şeyi seçme ya da diğerlerinin yanında ona değer verme, üstünlük atfetme eylemi olarak tanımlamaktadır. Finnas (1989, s.2) ise müzik tercihini, belli bir müzik türüne verilen ve o müzikten hoşlanıp hoşlanmamayı gösteren duygusal bir yanıt olarak ifade etmektedir. Hansen ve Hansen (1991) insanların müzik tercihleri konusunda üç varsayım öne sürmüşlerdir. Buna göre, ilk olarak, insanların müzik tercihleri geniş ölçüde kişiliklerini yansıtır; insanlar benlik kavramları ve sosyal gerçekliği algılayışları doğrultusunda belirli tarzlara yönelirler. İkinci olarak, değişik türlerdeki müzikleri dinlemek, tutumların ve kişiliğin şekillenmesine yardımcı olur. Son olarak, bunların arasında iki yönlü nedensel bir ilişki vardır. Örneğin yalnızlık eğilimi güçlü olan bir insanın, içeriğinde yalnızlık teması olan müzik türlerine yöneleceğini ve bu temayı işleyen müziğin dinleme sıklığının artmasının da kişinin yalnızlık eğiliminin pekişmesinde rol oynayacağı söylenebilir (Tuna, 2003, s.3-4).

Bu varsayımlardan hareketle, dinlenilen müzik türünün özellikle adolesan çağındaki gençlerin hayatında belirleyici bir role sahip olabileceği ve onların kişiliklerinin olumlu ya da olumsuz yönde gelişmesini etkileyebileceği akla gelebilir. Çünkü müziğin en çok bu yaş grubu gençler arasında dinlenildiğini bilinmektedir.

Ülkemizde formal müzik eğitimi, ilköğretim 4 ve 5. sınıflardan itibaren verilmesine rağmen 6. 7 ve 8. sınıflardan itibaren ağırlıklı olarak verilmeye, müzik derslerinde öğrencilerimize hem ulusal hem de evrensel bir müzik kültürü kazandırılmaya çalışılmaktadır. Öğrencilerimizin bireysel ve toplu olarak, nitelikli değişik türlerde müzik eserlerini dinleme, söyleme ve çalma etkinliklerine katılımlarını sağlamak, uygulanan müzik öğretim programının en önemli amaçları arasında yer almaktadır. Bu amaçları gerçekleştirmede okulda verilen müzik eğitiminin önemi büyüktür.

Ancak verilen müzik eğitiminin programda belirlenen amaçlara ulaştırabilmesi için, öğrencilerin derse karşı tutumlarının yanında dinledikleri müzik türlerinin de bilinmesi ve müzik türü seçimleri üzerinde okulda verilen eğitimin yanında okul dışı etkenlerin de ne derece rol oynadığının belirlenmesi gerekmektedir. Yaptığımız geniş literatür taraması sonucunda ülkemizde ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik türü tercihlerini ele alan herhangi bir araştırmaya ya da teze rastlanmadığından, bu konunun derinlemesine araştırılmasına karar verilmiştir. Bu amaçla araştırmada kullanılan anket çalışmasının kapsamı içerisine bağımlı değişken olarak ülkemizde dinlenmekte olan müzik türleri türleri alınmıştır. Bağımsız değişkenler belirlenirken ise uzman görüşleri alınmıştır.

1.2.   Amaç

Türkiye coğrafyası sanatın hemen hemen her çeşidinin barındığı zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca farklı medeniyetlerin, farklı kültürlerin ve farklı müziklerin yaşatıldığı bu topraklarda zamanla birlikte değişen kültürler birbirlerinin yerini alarak kültürel bir mirası günümüze bırakmışlardır. Bu birikime bir de yakın tarihin ve milli kültürün ürünü olan müzikal değerler eklendiğinde Anadolu’nun müzik kültürü bakımından ne kadar zengin olduğu daha net ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizin bu zengin müzik kültürüne rağmen, 20. yüzyılda tüm dünyada kendini kabul ettiren popüler kültürün de etkisinde kalan genç nüfusun, sanat kaygısının pek de duyulmadığı müziklere rağbet göstermeleri, millet olarak sahip olduğumuz müzikal kültürden istifade edemediklerini düşündürmektedir. Günümüzde kitle iletişim araçlarının yaygın etkisi, kültürel aktarım, ekonomik etkenler ve eğitim durumu gibi değiştiricilerden etkilenen müzik kültürü, her bireyin şahsında değişkenlik gösterebilmektedir. Bu değişkenlikten İstanbul  ili Eyüp ilçesi ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin hangi boyutta ve ne şekilde etkilendiklerinin, söz konusu kitlenin müziksel tercihlerinin ne yönde geliştiğinin ve bu gelişmelerin sebeplerinin incelenmesi ve bu doğrultuda ilköğretimin ikinci kademesinde öğrenim gören öğrencilerin müzik profillerinin tespit edilmesi araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın problem cümlesi “Eyüp ilçesindeki ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik tercihleri ve  bu tercihlerin sebepleri nedir ?” olarak belirlenmiştir.Bu araştırmanın amacı, Eyüp İlçesi ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik tercihlerinin ve sebeplerinin tespit edilip incelenmesi ve mevcut duruma yönelik öneriler sunulmasıdır.

Araştırmanın Alt Problemleri:

Araştırmada, yukarıdaki genel amaç doğrultusunda aşağıdaki sorulara yanıt aranmıştır:

1. İlköğretim ikinci kademe öğrencileri hangi tür müzikleri dinlemeyi tercih etmektedirler?

2. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik tercihleri cinsiyete göre farklılık göstermekte midir?

3. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik tercihleri sınıfa göre farklılık göstermekte midir?

4. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik tercihleri öğrencilerin akademik başarı durumlarına  göre farklılık göstermekte midir?

5. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin hangi ruh halleri müzik dinlemelerine sebep olmaktadır?

6. İlköğretim ikinci kademe öğrencileri genellikle hangi aktiviteleri yaparken müzik dinlemektedir?

7. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik tercihleri ile akranlarının müzik dinleme tercihleri arasında bir ilişki var mıdır?

7. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik tercihleri ile ailelerinin müzik dinleme tercihleri arasında bir ilişki var mıdır?

8. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik tercihleri okul dışında müzik eğitimi alıp almamlarına göre değişiklik göstermekte midir?

(EKLEMEK YADA ÇIKARMAK İSTEDİĞİNİZ BİR SORU VARSA YAPABİLİRSİNİZ. EKLEYECEĞİNİZ SORULARIN İSTATİSTİKSEL OLARAK YAPILABİLİRLİĞİNİ BEN HALLEDEBİLİRİM).

1.3.   Çalışmanın Önemi

Bu araştırma, popüler kültürün ve kitle iletişim araçlarının hakim olduğu ülkemizin müzik kültürüne değinmesi, müzik kültürünü oluşturan öğeler ışığında, ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müziksel profillerini incelemesi, araştırmanın Eyüp ilçesi ilköğretim ikinci kademe öğrencileri üzerinde yapılarak, ülkemizin benzer özellikler taşıyan bölgelerindeki aynı yaş grubundaki öğrencilere dair müzik eğitimcileri için bir örnek teşkil etmesi, bu konudaki eksiklikleri tespit edip çözüm önerileri getirmesi bakımından önemlidir.

Öğrencilerin hangi müzik türlerini daha çok dinledikleri ve bu yöndeki tercihlerini etkileyen okul içi ve okul dışı etmenlerin neler olduğunun ortaya konulması, onlara geniş bir müzik kültürü kazandırmada, öğretmenlere derslerde ne tür müzik eserlerine daha çok ağırlık vermeleri gerektiği konusunda ipuçları sağlama açısından önemlidir. Bu bakımdan araştırma sonuçlarının, müzik öğretmenlerinin sınıf içi etkinlikleri amaca uygun olarak planlamalarına yardımcı olacağı düşünülmektedir. Araştırma, müzik eğitimine yapacağı katkılar yanında müzik türü tercihi araştırmalarına yapacağı katkılar açısından da ayrıca önemlidir. Bu çalışma, ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin müzik türü tercihlerini çeşitli değişkenler açısından ilk defa ele alması nedeniyle de özgün bir çalışmadır.

1.4.   Sayıltılar

1. Araştırmada kullanılan anket ile öğrencilerin müzik türü tercihleri belirlenebilir ve tüm öğrenciler ankette yer alan soruları içtenlikle cevaplamışlardır.

2. Öğrenciler sosyoekonomik düzey, cinsiyet ve sınıf düzeylerine göre farklı müzik türlerini tercih ederler.

3. Özel müzik eğitimi almış olan öğrenciler, arabesk/fantezi müzik türünü en az tercih ederler. Öğrencilerin anketi içtenlikle yanıtlamışlardır.

4. Ailede en çok dinlenilen müzik türü, öğrencinin müzik tercihini etkiler.

5. Arkadaşlar arasında en çok dinlenilen müzik türü, öğrencinin müzik tercihini etkiler.

6. Öğrencilere göre okulda verilen müzik eğitimi, müzik türü tercihleri üzerinde hiç etkili değildir.

1.5.   Sınırlılıklar

  1. Bu araştırma 2007-2008 eğitim-öğretim yılında, İstanbul ili Eyüp ilçe belediye sınırları içerisinde bulunan ilköğretim okullarındaki ikinci kademe öğrencilerin müzik türü tercihleri ile sınırlıdır.
  2. Araştırmada öğrencilerin müzik türü tercihleri; Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği, Arabesk/Fantezi Müzik, Türk ve Yabancı Popüler Müzikler ve Klasik Batı Müziği ile sınırlıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM II

KURAMSAL ALTYAPI

2.1  Müzik

Müzik, insanın hayatının her döneminde iç içe olduğu bir olgudur. İşitme yeteneği kazanıldığı andan itibaren yaşama giren müzik, ana kucağında, beşikte, evde, sokakta, okulda, taşıt araçlarında, radyo-televizyonlarda, sinemalarda, tiyatrolarda, konser salonlarında, tören ve toplantılarda insanın yanı basında yer alır, onu kucaklar, sarar, etkiler. Fark edilmese bile yasamın vazgeçilmez bir parçası, doğal bir unsurudur. Müzik, bireyin sağlıklı ve dengeli, kendine has bir kimlik ve kişilik geliştirebilmesinde önemli rol oynar.

Müzik sayesinde birey, belirli bir yeterlilik ve yetkinlik düzeyine erişebilmek için gerekli davranış değişikliklerini kazanır. İnsanlık tarihinin bilinen en eski olgularından olan müzik tarihin en eski devirlerinde şifa bulmak, haberleşmek, eğlenmek amacı ile kullanılmış ve tarihin ilerleyen devirlerinde estetik bir oluşum kazanmış, dinsel ayinler içerisinde yer alarak kutsal bir kimlikle de karşımıza çıkmıştır. Bu noktada müziğin doğuşu ile ilgili yapılan varsayımlara bakıldığında müziğin doğadan; doğanın taklidinden ve insandan, insanın yaşamakta olduğu toplumdaki ilişkilerden olmak üzere üç kaynaktan ortaya çıktığı görülmektedir.

Ne var ki günümüzde, müziğin duygu ve düşünceleri kesinlikle dile getirmediği görüşünde olanlar da vardır. Bu görüşü paylaşanların dayandıkları temel gerekçe şudur: Bir müzik herkese ya da her bir kişiye her zaman kesinlikle aynı şeyi anlatamamaktadır. Ancak bu görüşte olanlar, müzik denilen bütünün, belli bir duygu ya da düşünceyi anlatmak için olmasa bile, belli bir amaç ve yöntemle yapılan bir çalışmayla ortaya çıktığını yadsımamaktadır. Öyleyse, yalın ve özlü anlamıyla belirtirsek müzik; belli bir amaç ve yöntemle, belli bir güzellik anlayışına göre işlenerek birleştirilmiş seslerden oluşan estetik bir bütündür, diyebiliriz (Uçan, 1997, s.21).

Müziğin, günümüze değin birçok tanımı yapılmıştır. Ancak, her tanımda, o tanımın yapıldığı çağın (dönemin) ya da o tanımı yapan kişinin niteliğine, düşünce yapısına, bilim – sanat ve müzik anlayışına bağlı olarak müzik kavramının şu veya bu öğesine ya da yönüne ağırlık verilmiştir. Bu nedenle de, yapılan tanımların hemen hemen hiç birinde müzik, bütünüyle tam ve doyurucu olarak tanımlanamamıştır. Aşağıda, müzik kavramına ilişkin bu tanımlardan bazı örnekler verilmektedir.

Müzik kelimesi köken olarak ‘muse-melek’ olan Eski Yunanca ‘mousike’ yahut ‘mousa’ kelimesinden gelmekte olup insanın kendini seslerle ifade etmesine imkan veren sanat anlamındadır’. Müzik, insan ya da çalgı seslerinin, belirli bir biçimsel güzellik ya da duygusal ifade yaratacak biçimde düzenlenerek bir araya getirilmesini içeren sanat dalı olarak da çeşitli kaynaklarda tanımlanmıştır (Britannica, 1989, s.361). Müzik, insanların birbiriyle, doğayla, dış nesnelerle etkileşimlerinden doğan coşkularının etkinlik kazanarak dışsal bir biçim almalarının en elverişli yoludur (Fenkilstein, 1986, s.15).

Sesler aracılığıyla anlatılan müzik, sevinci, hüznü, acıyı, şakayı, tutkuyu, protestoyu, yalvarışı ifade eder. Müzik insana kendini tanıma, kendini gerçekleştirme, kendini anlatma, kendini aşma olanağı verir. İnsan ve müzik ilişkisinde çeşitlenen etkiler bireyin içinde yaşadığı doğal, toplumsal, kültürel koşullar ve olanaklarla sınırlıdır. Bu koşul ve olanakların niteliği, toplumun ve müziksel çevrenin gelişkinlik düzeyine bağlıdır. Müzik birey olarak insanın, duygusal ve düşünsel dünyasına hareket getirir. İnsanın kendini tanımasına, duyguları inceltmesi ve yüceltmesine, düşündürüp duygulandırmasına yol açar (Birol, 2002, s.419). Müzik denilince ilk akla gelen, çoğu kez onun sanatsal yönüdür, yani “müzik sanatı”dır. Tüm sanat dalları içinde insan ruhu üzerinde en derin etkiyi bırakan sanat dalıdır müziktir. Toplumla etkileşip bütünleşen sanatların başında yer alır. Bir milletin gelişmişlik düzeyini belirlemede önemli bir göstergedir. Toplumsal bir olgu olan müziğin geldiği nokta toplumun geldiği noktayla paralellik gösterir. Charles Munch; “Müzik sözle anlatılamayanı anlatan sanattır. Sözcüklerin anlatabildiği, zekanın kavrayabildiği şeylerin derinliklerine gidebilir. Müziğin alanı belirsizliğin, elle tutulamayanın, düşüncelerin alanıdır. İnsanların bu dili konuşabilmelerini Tanrı’nın bizlere verdiği en büyük zenginliklerden biri olarak görmeliyiz” diyerek müziğin insanı nasıl eşsiz bir ortama sürüklediğini belirtmiştir (Charles, 1990, s.21).

Müziği bir sanat olarak niteleyen çeşitli tanımlar incelendiğinde, aralarında birtakım ortak noktaların olduğu görülmektedir. Söz konusu tanımlar arasındaki “ortak noktalar” aşağıdaki şekilde sıralanabilir: Müzik bir “anlatım sanatı”dır.

Müziğin yapıtaşları “sesler” dir. Müzikte sesler, “düzenli ve uyuşumlu” dur Müzikle seslerle anlatılanlar “duygu, düşünce, tasarım, izlenim”lerdir Bunlara ek olarak, müziğin, öbür bazı öğelerin de katkısıyla “bazı durum, olgu veyaolaylar” ı anlattığı da söylenebilir.Müzikle sesler, “estetik bir yapı” içinde ya da “estetik bir yapı oluşturacak biçimde”düzenlenir. . Müzik, belirtilen öğe, ilişki ve niteliklerin bir bütünüdür.

Sanat olarak müziğin, belirlenen bu temel noktaların tümünü içeren bir tanımı şöyle yapılabilir: “Sanat olarak müzik, duygu, düşünce, tasarım ve izlenimleri veya başka gereçlerin de katkısıyla belli durum, olgu ve olayları düzenlenmiş uyuşumlu seslerle, estetik bir yapıda anlatan bir bütündür (Uçan, 1994, s.15). Bu bütün hem bir “süreç” hem de bir “ürün”dür; Süreçle ürün genellikle içiçedir; süreci üründen, ürünü süreçten ayırmak çoğu kez zordur. Müzik sanatının ürününün çoğu kez süreç niteliğinde oluştuğu da söylenebilir. “Doğaçlama”, yaratma” “seslendirme” ya da “yorumlama” müzikteki sanatsal sürecin, en önemli halkalarıdır (Uçan,1994, s.14).

Yukarıdaki tanımlar ile tespit edilmeye çalışılan müzik, bir sanat olarak var olandan hareket ile var olmayanı yaratma sürecine, kişisel ve kolektif bir esine ve bir yaratım haline dönüşebilmektedir. Müzik, sanatçının, içinde kendini ifade edeceği bir oluşum haline gelmekte ve bu oluşum, tarihsel birikimin getirdiği teknik-teknolojik olanaklar ile somutlaşıp toplumsallaşmaktadır. Böylece müzik yeniden üretilerek ve başka formlara (gösteri, hayranlık kurumu, müzik endüstrisinin çeşitli görünümleri vb. gibi) girerek günümüze kadar gelmektedir. Bu tarihsel gelişim içinde müzik, toplumsallaşma sürecinde, bireyin ve toplumun diğer kendini ifade ediş biçimleri (söz, hareket, dans vb. öğeler) ile de birleşerek onu yaratan birey, sanatçı ve o toplumsal dili kullanan sosyal çevre tarafından üretilen, iki tarafın da bu üretime ve kendilerine yabancılaşarak ortaya çıkarttıkları, hem kendilerine ait hem de kendi dışında olan bir ürüne, gösteriye dönüşmektedir.

2.2   Tarihsel Bağlamda Müzik Kültürümüz

Kültür, kendisini var eden etmenlerin, kurumların, genellenerek ifade edilmiş soyut ifadesidir. Bu durum kültürün en az kendisini teşkil eden unsurların adedi kadar birbirinden az çok farklı yönlerden tanımlamalarının oluşturulabileceğini bize göstermekte ve aktarmaktadır. Genel olarak kültüre kalıtım yolu ile değil de, her toplumun kendine has geliştirdiği sosyal ilişkiler zinciri ile aktarılan bir tür “tarihsel sosyal birikim” olarak bakıldığı bilinmektedir. Kendimizce bir tanım yapmak istersek kültür; insanların insanlarla, kendi içsel çevreleri ile ve doğa ile karmaşık etkileşimleri sonucunda sürekli olarak ürettikleri, biriktirdikleri, tükettikleri, değiştirdikleri, geliştirdikleri somut ve soyut tüm yaşam varlıklarıdır”. Kültür toplumdan, toplum da kendisini oluşturan bireylerden ve bu bireylerin özgün kültürel kimliklerinden ayrı düşünülemez. Mc. Gregor da kültürü tanımlamaktan ziyade kavram olarak açıklamaya çalışmıştır. Ona göre kültür, bir ürün değil, bir süreçtir. Devam eden bir eylemdir. Onunla, belirli insanlar, belirli zamanlarda yaşamlarının anlamını kavramaya ve yaşamlarını bir düzene sokmaya çalışırlar. Kültür, eylem katılım ve çağdaş dünyanın yeniden yorumlanması demektir. Kültür, sadece izlediğimiz, etkilendiğimiz veya yoğun deneyimler edindiğimiz bir şey değildir. Varoluş nedenimizdir. Hissettiklerimizin, isteklerimizin ve yaşam amacımızın billurlaşmasıdır. Onu biz şekillendiririz. O da bizi şekillendirir, varlığımızı yansıtır ve belirler. Yaşamımızı anlama ve ona yön verme yöntemidir. Mc. Gregor, Gramsci’nin kendisini destekleyici görüşlerini de şöyle aktarmaktadır; “Yeni bir kültür yaratmak sadece bir kişinin bireysel buluşları demek değildir. Aynı zamanda ve özellikle eleştirel yaklaşımla, yaşamımızda varolan gerçeklerin içine girilmesi, onların ‘toplumsallaştınlması’ demektir. Yeni entelektüellik artık duygulanan ve tutkuların dışsal ve anlık bir şekli olan hitabet ve belegat ile ölçülemez. Çağımızdaki ölçü, yapıcı, örgütleyici ve ikna edici olarak yaşam pratiğine aktif olarak katılmaktır (Mc. Gregor,1990, s.49). Bu açıklamalar ışığında baktığımızda; müzik yapma ve dinleme davranışı da bir eylemdir ve bizde var olan kültürel değerlerimizden kaynaklanır, Müzik, sosyal yapıya dayalı bir sosyal davranışın sonucunda yaratılmaktadır. Bu nedenle yalnız bir ses sistemi değil, etnolojik bir yapının oluşturduğu, belli bir davranışın sonucunu içinde taşımaktadır. Belli bir kültür içinde yer alan sosyal bir olaydır. Üreten ve dinleyen “o” kültür içindeki insanlardır. Besteler, “o” kültürdeki’ insanların davranışlarının yansımasıdır. “o” kültürün ana ilkeleri ve beklentileri kavranmadıkça bestecinin niçin bu beste biçimini kullandığı, üretiliş felsefesi bilinmedikçe de müzik eserinin değeri ve yeri belirlenemeyecektir. Kültürün Eğitim alanında üstlendiği önemli rollerden ikisi ise toplumsal kültürü genç kuşaklara aktarmak (tutucu görev) ve toplumsal gelişmeye ve değişmeye (yaratıcı görev) yardımcı olmaktır (Öztürk, 1993, s.22). Eğitim, bireylere toplumun sosyokültürel, siyasal, ekonomik koşullarına göre belirgin özellikler kazandırmaktadır. Bu bağlamda, eğitimin asıl görevi söz konusu toplumun istek ve beklentilerini karşılayabilecek nitelikte bireyler yetiştirmek ve bu bireylere kültürel kimliklerini kazandırmak olmalıdır. Kültür ile eğitim arasındaki güçlü bağlara dikkat çeken Öztürk, şöyle bir sonuca ulaşmaktadır. “Bir toplumda kültür, bir kuşaktan diğerine eğitim yoluyla aktarılır. Bu aktarma işi hem örgün hem de yaygın eğitim yoluyla olmaktadır. Bu da, kültür ile eğitim arasında organik bir bağ olduğunu gösterir bize” (Öztürk, 1993, s.69). Tezcan ise, eğitim-kültür ilişkisini açıklamaya yönelik düşüncelerini aşağıdaki biçimde özetlemektedir. “Eğitimin temel görevlerinden birisi, toplumun kültürel miraslarını genç kuşaklara aktarmaktır. O halde eğitimin amacı kültürü nakletmektir. Eğitim kültürün yapısına göre biçimlenir. Eğitim kültürel değişimin aracıdır( Tezcan, 1995, s.81). Yukarıda yapılana açıklamalardan ve tanımlardan da anlaşılacağı üzere kültürün çeşitli bilim alanları ve disiplinlere göre birçok tanımının ve varlığının olduğu bir kez daha görülmektedir. Bu araştırmada İlköğretim İkinci Kademe öğrencilerinin içinde bulunduğu kültürel koşullar ve bu koşulların öğrencilerin dinlemeyi tercih etmiş oldukları müzik türlerine etkileri de araştırıldığından dolayı, kültürün eğitim ve müzik bilimleri ile olan ilişkilerine de değinilmiştir.

Kültüre, doğuştan başlayarak bilinçli ya da bilinçsiz edindiğimiz, içimize sindirip özümlediğimiz bilgi ve birikimler olarak bakmak olanaklıdır. Bu birikimlerin kendine has özellikler gösteren önemli bileşenlerinden biri de müzik kültürüdür. Müzik kültürüne, insanoğlunun genel kültürel değerlerinin yanında, çeşitli etkileşimler ve deneyimler ile kazandığı müzik sanatına ilişkin bilgi, beceri, tutum ve davranışlar ile müzik ortamlarında geçerli ahlak kuralları, gelenekler ve benzeri diğer yetenek ve alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür diyebiliriz. Abdulazade’ye (2002, s.59) göre, müzik, topluma dört yolla bağlıdır: birincisi, toplum müziği doğurur (genetik yol); ikincisi, toplum müziği etkiler (sosyal yol); üçüncüsü, müzik toplum hayatını yansıtır (epistemolojik); dördüncüsü, müzik toplumu etkiler (estetik yol). Belirli anlamda müzik hayatının bütün unsurları toplumsaldır. Müziğin toplumla karşılıklı etkisini belirtilen bu dört görüş her müzik kültüründe hem genel hem de özel belirtiler göstermektedir. Müzik kültürleri içerisinde bulunduğu toplumların değerlerini taşımakta ve yansıtmakta olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda araştırmada ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin dinlemiş oldukları müzik türlerinin seçiminde içinde bulundukları kültürel ortam ve buna bağlı müzik kültüründen etkilenmesi gerçekliği göz önüne alınarak konu ile ilgili açıklamalar yer verilmesi öngörülmüştür.

“Türk Müzik Kültürü, Türklerin müziksel yaşam biçimidir” (Uçan 2002, s.34). Binlerce yıl büyük bir coğrafyaya yayılan Türk Kültürü başka kültürlere kalıcı izler bırakarak etkilemiş ve onlardan da etkilenmiştir. Günümüz Türkiye’sinde, diger ülkelerde oldugu gibi degişimlerin yaşandığı ve bununda çeşitli sorunları doğurduğu bir gerçektir (Budak 2000, s.11). Özellikle sanat alanında çok önemli sayılan değerler günümüzde birer birer göz ardı edilmekte ve müzik büyük oranda ekonomik şartlar düşünülerek sunulmaktadır. Bu durum, müzik kültürümüzün de yozlaşarak yok olmasına sebep olabilir. Atatürk’te bu alandaki görüşlerini herkesçe iyi bilinen şu sözlerle ifade etmiştir; “Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir” (Atatürkçülük I, 1997, s.367).

Tarihsel açıdan bakıldıgında, günümüz Türkiye’sinde transformasyon (değişim) olarak nitelendirilen sosyoekonomik ve sosyokültürel degişme sürecinin XIX. yy. sonlarından itibaren başladığı ileri sürülebilir. Osmanlı Devleti’ndeki Tanzimat Dönemi (1839– 1871) uygulamalarıyla birlikte belirginleşmeye başlayan “modernlesme” ya da benzeri uygulamalardaki içerik açısından daha çok “batılılaşma” eğilimlerinin, 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti ile kesinleşmiş olması, bir rastlantı değildir (Öztürk 2002, s.195).

Modernleşme adı altında yaşanan değişim süreci, Türkiye’de kültürel anlamda geleneksel yapıların çözülmelerine yol açmıştır. Bununla birlikte, sosyokültürel açıdan, Türkiye toplumu, yeni alışkanlıklar, tutumlar ve davranış tarzları da geliştirmiş ve gelişmeye devam etmektedir. Daha bilimsel bir ifadeyle kültürleme-kültürlenme ve kültürleşme süreçlerinin iç içe geçmesiyle Türkiye toplumu, yeni bir kültürel yapıya doğru sürekli bir eğilim arz etmektedir (Güvenç 1997, s.38).

Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte müzik sanatı alanında yaşanan yoğun çalışma ve bunun sonucunda ortaya çıkan kurumlaşmalar oldukça dikkat çekicidir. Özellikle yeni kurulmakta olan fakir bir ülkede, müzik alanına öncelik verilmesi ve müzik alanında yapılan yenilikler Atatürk’ün müzik sanatına verdigi önemin de bir göstergesidir (Sager 2003, s.1).

2.3  Müzik Kültürümüz Üzerindeki “Yabancı” Etkisi

“Müzik Kültürü; toplumun bir üyesi olarak insanoğlunun, genel kültürünün yanında kazandığı müzik sanatına ilişkin bilgi, beceri, tutum ve davranışlar ile müzik ortamlarında geçerli ahlak kuralları, gelenekler ve benzeri diğer yetenek ve alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür” (Günay 2006, s.99).

Bugün ülkeler en etkili tanıtım aracı olarak kültürü belirlemiş durumdadır. Ülkemiz çok zengin bir kültür hazinesine sahip olduguna göre, en önemli tanıtım aracına ülkemizde fazlasıyla sahip durumdadır (Doruk 1992, s.267). Müzik, evrensel bir olgu olmakla birlikte gittikçe küreselleşen dünyada çok önemli bir etkiye sahiptir. Örnegin bazı uluslar kendi dillerini ve müziklerini, gelişmekte olan ülkelerin özellikle genç yaştaki dinleyicilerini etkilemek amacı ile kullanmaktadır. Bu sayede kendi kültüründen uzaklaşan gençler, milli birlik ve beraberligin yanında diger ulusal hislerini de yitirebilmekte ve adeta bilinçsiz birer birey haline gelebilmektedirler. Genç bir nüfusa sahip olan ülkemizde müzik eğitiminin yeterli düzeyde etkili olmadıgı söylenebilir. Bu nedenle gençlerimizin, kendi kültürel özelliklerini yansıtan müzikleri dinleme eğiliminde olmadıkları görülmektedir. Bu, diğer evrensel müzik türlerinden soyutlanarak sadece kendi müzik kültürümüz içerisinde yaşamak olarak algılanmamalı, Türk Müzik Kültürü ürünü olmayan müzik türlerini tanırken kendi müzik kültürümüzü unutmamak olarak belirlenmelidir.

2.4 Müzik Tercihi

‘‘Tercih kavramı için bazı yazarlar, zamanla gelişen ve uzun vadede edinilen tecrübeler doğrultusunda olusan değerler tayini şeklinde bir tanım yapmaktadırlar’’ (Behne,1997, s.340). Beğeni ise “güzel ve çirkin yargısını verdiren duygu, güzeli çirkinden ayırma yetisi” olarak tanımlanmaktadır (TDK, 2008). ‘‘Müziksel tercihlerde, beğeni terimine kıyasla, tanımlanmış ve somut durumlardaki karar davranışları söz konusudur’’ (Behne1997, s.340).

Estetik, beğeni duygusuyla yoğun olarak uğraşan bir bilim dalıdır. Beğeni durumunun içinde var olan güzel ve çirkin yargısı, bu dalın konu alanlarından birisidir. Bu iki durumun veya nitelemenin ortak özelliği ise insanlar için anlamlarının öznel olmasıdır. Müziksel beğeni için de aynı sey söz konusudur. Tunalı, müzik estetiği ile ilgili olarak şunları söylemektedir:

“Bir müzik dinlerken, bir şiir okurken ve bir resim seyrederken, kurduğumuz bu ilginin kendisinin dışında bir baska ereği yoktur. Bir müziği niçin dinleriz? Ondan haz duymak için mi? Yoksa müzik eğitimimizi arttırmak, hoş bir vakit geçirmek ya da kültürümüzü zenginleştirmek için mi? Eğer sadece haz duymak, estetik haz duymak ereği ile bir müzik yapıtını dinliyorsak, o zaman böyle bir tavrın ereği kendi içinde bulunur. Yoksa öbür amaçlar için müzik dinliyorsak, o zaman erek estetik tavrın dısında bulunan bir erek olmuş olur ve böyle bir tavır estetik olma niteliğinden yoksun olur. Çünkü estetik tavrın ereği, estetik tavrın içinde bulunur’’ (Akt: Gökay, Demir, 2006, s.330).

2.5 İnsanların Müzik Tercihini Etkileyen Faktörler

Müzik Tercihleri ve Müzik Beğenisi adlı araştırmasında, müzik tercihlerinin oluşumunda 2 kritik önem olduğu Behne tarafından dile getirilmiştir.: bunlardan birincisi kişinin hayatının ilk on yılı, ikinci olanı ise akabindeki on yıldır. Behne’nin belirttiği (1997, s.345) gibi; ilk on senede temel müzik yetilerimiz, akabindeki on senede  ise kişisel müzik zevkimiz gelişimini tamamlar. Bu aşamalarda üç farklı belirleyici etmen göze çarpmaktadır:

a)      Ebeveynler

b)     Yaşıtlar ( akranlar)

c)      Bireyin kendisi.

İnsanlarda müzik dinleme yönelimlerinin ya da eylemlerinin şekillenmesi ile alakalı olarak, çocukluk yaşamlarını incelemek, muhakkak ki bize konuyla ilgili en temel bilgileri sağlayacaktır. Yukarıda belirtildiği üzere, bir kişinin müzik zevkinin oluşumasındaki ilk aşama; bireyin ilk müziksel yaşantıları kazandığı ev ve aile çevresinde belirlenmektedir. Yani çocuk doğduğu ortama uyum sağlayarak, müzik zevkini oluşturmaya başlayacaktır. Takriben 9-11 yaşlarına kadar, çocuklar için ebeveynler en çok örnek alınan kişilerdir. Yani çocuklar müzik tercihlerinde de anne babalarına göre şekillendiği söylenebilir.

‘‘Müziğin insanın fiziksel varlığıyla alakası ile ilgili yapılan çalışmalarda, yeni doğan küçük bebekler üzerinde yapılan çalışmalar, insanın müziği doğduğu andan itibaren  algılamaya hazır donanıma sahip olduğu sonucunu ortaya koymuştur. Bu açıdan insanın doğuştan itibaren müzikle ilk tanışması, çesitli kültürlerde genel olarak aynı yapıda ve görevde olan “ninni”ler ve annenin (veya aile bireylerinin) bebeği/çocuğu yönlendirmek için “doğaçlama” olarak söylediği “tekerleme” yapısındaki ezgilerdir. Bunun dışında ailenin dinlediği müzikler de çocuğun yönlendirilmesi veya eğlendirilmesinde kullanılmakta ya da çocuk zaten doğal ortamda bu müzikleri algılamaktadır. Yine yapılan çalışmalarda Batı Klasik Müziği ismiyle de bilinen müzik türünün belirli dönem eserlerinin de çocuğu raha tladığını göstermiştir(Yöre, 2004, s.38).

Sonrasında, o ilk on yılın içinde yetişecek ve bu dönemde  eğitim-öğretim deneyimleriyle tanışacak ve değişik sosyal ortamlarda bulunacak olan çocuk, değişik arkadaşlıklar kuracakktr. Anne-babalarından sonra da akranlar (yaşıtlar) faktörü, bu aşamada devreye girerek, müzik zevkinini gelişimine katkı sağlayacaktır. Çocuğun ilk evreden çıkıp ikinci 10 yıla geçtiği zamanlarda ergenlik dönemi dediğimiz fırtınalı dönem başlar. Bireyin benlik duygusu kazandığı bu dönemde, müzik zevkine bakıldığında en yakın arkadaşlarına doğru bir yönelme söz konusudur. Le Blanc ve diğerlerinin (1988) belirttiği üzere; bariz bir şekilde anlaşılacak şekilde, sadece bazı müzik türleri üzerinde durma ve diğer müzik türlerinin çoğunu kabul etmeme tarzında, ergenlik dönemi önemli bir yere sahiptir.

Ergen bu dönemde bir takım fiziksel, ruhsal ve duygusal değişimler ve farklılaşma içerisinde bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı müzik tercihlerindeki kırılma noktalarının bu döneme denk gelmesi olasıdır. Daha sonraları, ergenliğin neticesi olarak “benliğin” oluşması sonucu; müzik tercihlerinin bireysel ihtiyaçlara cevap vermesi, yetişkin kişi rolünün adım adım üstlenilmesinden sonra bireyin kişiliğini yansıtması gibi oluşumların, müzik zevkinin şekillenmesini etkilediği düşünülmektedir (Behne,1997, s.346). Behne tarafından, ebeveynler, yaşıtlar ve bireyin kendisi şeklinde sıralanan bu üç baskın faktöre ek olarak, daha ilk çocukluk döneminden itibaren karşılaşılan medyalarda sunulan türler, ebeveynlerin ve yaşıtların müzik tercihlerinin oluşumundaki etkilerini azaltabilir, modifiye edebilir ya da güçlendirebilir (Behne,1997, s.346). Günümüzde ise medya faktörü, bekli de diğer üç faktörden daha baskın olanıdır Çünkü her eve çesitli biçimlerde ulaşmış olan teknoloji, çocuklar ve gençler tarafından her alanda rahatlıkla kullanılmaktadır. Popüler kültür olarak adlandırdığımız, güncel olan her şey, gençlerin davranış ve tercihlerini her zaman olumlu olarak etkilemeyebilir. Çünkü; daha öncede vurgulandığı gibi (bkz. I. Bölüm, s.4), şarkılarda, video kliplerde veya diğer görsel unsurlarda vb. verilen mesajlar oldukça açıktır. Özellikle şarkı kliplerinde erotik unsurların ön plana çıkarılması, konu ile ilişkisi olsun veya olmasın kadın figürünün tutumsuz kullanımı ve şarkı sözlerindeki yozlaşmalar yetisen bireyleri olumsuz olarak etkileyebilir. Bun sebepten ötürü  ergenlerde müzik dinleme tercihlerinin oluşumunda etkin ve olumlu bir  müzik eğitimi için, çocuklara doğru bir şekilde aktarmak ve bu eğitimi hayatın her alanına güncelleştirerek yaymak gerekmektedir.

2.6 Ergenler ve Müzik

Bu araştırma, ilköğretim ikinci basamak öğrencileri baz alınarak gerçekleştirildiğinden, araştırmanın konusu olan evren grubunu erken ergenlik çağını yaşayan gençler oluşmaktadır. Bu sebepten ötürü alanyazının  bu bölümünde, ergenlik dönemi özellikleri ve ergenlerin müzik ile olan ilişkileri üzerinde durulmaya çalışılacaktır. Sözlük anlamı olarak genç, “yaşı ilerlememiş” ve “gelişmesini tamamlamamış olan”; ergenlik ise, “1. genç olma durumu ve bu durumun çağı, 2. genç insanların tümü” demektir (TDK 2007, s.219). Bu anlamda “ergenlik” sözcüğü, hem belli bir yaştaki insan özelliğini, hem bir insan hayatının belli bir dönemini ve hem de belli insan toplulukları içinde yer alan belli bir yaş grubunu belirtmektedir (Uçan, 1994, s.81). Çocuklukla erişkinlik dönemi arasında kalan ikinci büyüme döneminde ise erinlik (buluğ) başlar, Erinlik; kişinin üreme yeteneğini kazanmasıdır. Bu dönemin 10-l8 yaşlarını içine aldığı kabul görmektedir. Ergenlik çağı kız çocuklarında 9-13 yaş, erkek çocuklarında 11-15 yaşları arasındaki dönemde başlamakta ve başlangıcı, birbiriyle etkileşim içerisinde olan ruhsal, genetik ve çevresel etmenlerce şekillenmektedir (Arıkan, 2002, s.4).

Bireyin kimliğini ve kişiliğini oluşturduğu periyod ergenlik periyodudur. Bu periyorda ergen çocukluğa has davranış ve yönelimlerden, yetişkinlere özgü olan olgun davranış ve yönelimlere geçmesi gerekmektedir. Erikson’a göre kişinin kendisine “Ben kimim?’ sorusunu sorduğu ve cevap aradığı dönemdir. Birey ben kimim sorusuna cevap ararken kendini çeşitli roller içindedeneyerek karar vermeye çalışacaktır. Bu özdeşleşme ve taklit mekanizmalarına yol açar (Bacanlı, 2000, s.26). Özdeşleşmede kişi bir grup veya bir rol ile özdeşleşir. Genç bireyler ise özdeşleşmeyi ailesinde kendisinden yaşça büyük bireyler, okulda veya sosyal çevresindeki arkadaş gurupları, popüler kişilikli insanlar veya kitle iletişim araçlarının sunduğu model insanlar yolu ile yapmaktadır. Bu bağlamda İnsanların sağlıklı, tutarlı, doyumlu, kendisi ile barışık bir birey olmasında ergenlik dönemi çok önemli yer tutar. Gençlerin hayatında müziğin önemi oldukça büyüktür. Gençler müziği kendini ifade aracı olarak kullanır. Gençlerin çoğu, zamanlarının önemli bir kısmını müzik dinleyerek geçirmektedirler. Müzik zevki çocukluktan ergenliğe değişmekte ve lise senelerina doğru özel bir türe yönelmektedir. Müzik dinleme ile birçok kişisel ve sosyal ihtiyaç karşılanır. Duyguları tanıma, kontrol etme, ifade etme; sesleri tanıma sesler ve ritimlerle duygusal durum içerisinde ilişkiyi anlama gibi ihtiyaçlar müzik yolu ile anlaşılır. Bir müzik parçası dinlemek insanı rahatlatıp, gevşetebilir. Müzik insanın duygularının boşalımını sağlar. Belli sesler ve ritimlerle insan duygularını başkalarına iletebilmektir. Müzik bireyin saldırganlık ve güvensizlik gibi duygularını azaltmada da yardımcı olmaktadır (Orhan, 2003, s.28). Gençlerin müziğe ayırdığı zaman ve dinlediği müzik türü, onun arkadaş grubunun müzik zevkine, yaşam ve müzik ilgisine bağlı olarak değişebilir. Ayrıca çocuklukta verilecek müzik kültürü insanın kurallara uymasını da kolaylaştırır. Art arda gelen melodi ve ritimlerin düzenliliği çocuğun da bunu duyması onda bir iç disiplin geliştirir. Beraber müzik parçası çalmak veya söylemek ise gençlerim birlik ve beraberlik duygularını geliştirir, arkadaşlık duygusunu arttırır. Müzik bireyde hoş duygular uyandıran ve keyifli anlar yaşatan bir uğraştır. Fakat bazen de gençler dinlediği müziğin tonunu yükselterek, onu yetişkine karşı beslediği isyankarca duygularını ifadede bir araç olarak da kullanabilir. Bu durumda dinlenilen müziğin tonu ve türü yetişkinlerle ergen gençler arasında çatışma çıkmasına  sebep olabilmektedir.

Müziğin sosyal nitelikli kullanım gerekçeleri de  bulunmaktadır. Ergenler müziği birbirleri ile ilgili fikir sahibi olmak ve kendi arkadaşlık networklarını ve gündelik etkilerini kurmak amacıyla kullanırlar. Ergenlik dönemindeki gençler bazı zamanlarda paylaşılan müzik temelli zevkleri temele alan arkadaş grupları oluşturmaktadırlar ve bu arkadaş gruplarının bazı üyeleri müzik dünyasında değer gören fikir önderlerine dönüşürler (Frith, 1981, s.29). Müzik, çağdaş radyo istasyonlarının gıdası olarak, gençleri bu ses aracından dinlediği ortamlarda da mutlu eder (Lull, 2000, s.42). Birçok dinleyici belli müzik türleriyle sıkı bir özdeşleşme yaşar ve bu türe bağlılığını da gösterir. Bazı zamanlarda bu özdeşleşmeler barüzdür. Mesela, bir country yada western hayranı bir punk rockçıyla beraber aynı ortama konmayacaktır. Ancak müzik türlerini ve bunların kültürel bağlarını ayıran alt başlıklar hakkına fikir sahibi olmayanlar bir punk rockçıyı bir heavy metal hayranıyla arasındaki ayrımı bilemeyebilir (Lull, 2000, s.43).

Gençlerde müzik zevkinin ortaya çıkışında kişilik ve mizaç da önemli bir etkiye sahip olabilir. Kişilik bireye hastır, onun özelidir. Kişinin diğer insanlardan ayrışarak bulunduğu toplulukta bir birey olarak varlığına devam edebilmesine katkı sağlar. Kişilik oluşumunda, toplum, aile, kültür gibi etmenlerin etkisi bulunmaktadır. Duygular ise, insanın kişiliğinin bir parçasıdır ve kişilik yapıları onları nasıl algılıyorsa, insan benliğinde de o şekilde yer alırlar. Dolayısıyla, farklı kişilik yapısındaki insanlar farklı müziklere yönelirler diyebiliriz. Ayrıca, çocuğun müziksel çevresinin oluşmasında ve müzik bilgi düzeyinin şekillenmesinde zeka da önemli bir etkendir ve insan, kendi zeka seviyesine uygun müzik türlerine yakınlık duyar. Algılayamadığı müziği sıkıcı bulur ve dinlemez. Bundan hareketle, zeka ve kişilik yapısındaki farklılıkların, bireyin müziğe karşı tutumların şekillenmesinde ve nihai olarak müzik yaşantısının oluşmasında belirleyici olduğunu söylemek yalnış olmaz (Orhan, 2003, s.29).

12-19 yaş, ergenlik dönemlerini içeren ilköğretim ikinci basamak ve lise öğrencilerine sunulacak nitelikli ve anlamlı bir eğitim belki de ergenin tüm yaşamını olumlu yönde değiştirecektir. Bu dönemde gençler doğru rol modelleri ve doğru yaşantılarla karşılaşırlarsa yaşamlarının geri kalan dönemlerinde de o kadar olumlu davranışlar sergilerler ve doğru bir yaşam yaşayabilirler.

2.7 Sosyal Statü-Müzik İlişkisi

Müziğin insanları bir araya getirici bir etkisi vardır. İnsanlar arasında bir ayrıma gitmeksizin farklı dinleyicileri bir araya getirir (Bradley 1992, s.29).  Aristo, “Politika” isimli yapıtında, “faydalı ya da gerekli olduğu için değil, üst düzey ve özgür insanlara yakıştığından dolayı” müzik eğitiminin, insanların eğitiminde yer almasını istemektedir (Oskay 2001, s.11). O dönemin koşullarına göre yararları ve getirileri henüz görülmeyen müzik, bir sosyal konum göstergesi olarak ifade edilmir ve ötesinde bireylerin toplumsal sınıflarına göre müzik zevklerinin gelişmesi amacıyla emek harcanmıştır. Aristo, müzik olmadan düşünülemeyecek antik tiyatronun müzik dinleyicilerinden bahsedeken, farklı müzik makamlarının ritim ve ezgi düzenlemelerinin ahlaksal taraflarıyla, coşkusal ve etkinleştirici niteliklerine dair taraflarıyla ele aldıktan sonra, soylular için ve halk için farklı müziklerin olması hususunda şu sözleri söyler;“Tiyatroda iki tür dinleyici bulunmaktadır: Biri iyi eğitim almış soylu sınıfına ait insanlardan oluşur, diğeri ise alt uğraşlarla meşgul olan kimseler, parayla çalışan işçiler ve bunun gibi avam takımından, bu ikinci grubun da dinlenmesi için de çeşitli etkinlikler ve gösteriler düzenlenmelidir. Fakat bunların zihinleri çarpılmış olduğu için uyumlarında kuraldan sapmalar ve melodilerin tonunda doğaya aykırı abartmalar vardır. Her grup, kendi tabiatına yakın olandan zevk alır. Onun için, tiyatro yöneticilerinin bu sınıf dinleyicilere çekici gelen müzik türünü kullanmalarına müsaade edilmelidir (Oskay 2001, s. 13–14).

Müziğin bir toplum içindeki bireylerin yaşam tarzlarını ve özellikle de yönetiliş tarzlarını gösterdiği, uygun bir müzik eğitimi ile gerek bireylerin gerekse toplumun eğitilebileceği daha ilk çağda uzak ve yakın doğulu düşünürlerden başlayarak yüzyıllar boyunca birçok düşünür tarafından vurgulanmıştır (Oransay 1988, s.18).

Yaşanılan coğrafya ve onunla ilgili folklorik özellikler, eğitsel faktörler, sosyal çevre, medya ve müzik teknolojisi ile olan etkileşimler sonucu kişinin hayatına katılan çeşitli müzikler, bu müziklerin yaratıcıları, seslendirici ve yorumlayıcıları zaman içinde onun duygu, düşünce, beğeni ve beceri birikimlerini etkilemekte ve müziksel gereksinimlerini karşılamaktadır (Çevik; Cafoğlu ve Sager 2002, s.471). Adorno, “Müzik Sosyolojisine Giriş” adlı eserinde su ifadelere yer vermektedir; “Müziğin ilk göze çarpan özelliği, kendi yapısının içinde, kendi toplumsal dışlanmışlığının acısını kendisinde taşıyan toplumsal karşıtlıkları temsil ediyor olmasıdır. Müzik, kendi formlarında toplumlardaki bu karşıtlıkların gücüne ve bunların toplumsal olarak giderilmesi gereksinimine biçim verme işini ne derece yerine getirirse, kendi biçimsel dilindeki karşıtlıklarda toplumsal durumun sorunlarını o denli yerine getirir ve acının şifreli metninde o denli toplumsal değişim çağrısında bulunur (Oskay 2001, s.32) .

Bu konuda yapılan açıklama ve sözlerin tümünde ortak olarak sosyal statü ve müzik arsında bir ilişki oldugunun belirtildiği kuşkusuz dikkat çekici ve önemlidir. İnsanların müzik dinleme biçimi ve müziksel beğenisi sosyal statüsü ile çok yakın bir ilişki içerisindedir. Bu ilişki, o kadar barizdir ki bazen  insanların sosyal ve ekonomik sınıflarını dahi diğerlerinin bilmesini sağlayabilir.

2.8 Müzik Türleri

Müzik türleri, tarihten günümüze var olmuş tüm topluluklarda ve haliyle Türkiye’de karşılıklı sosyokültürel etkileşimler neticesinde çeşitlilik göstermiştir. Modern zamanda da bu karşılıklı etkileşim teknoloji alanında yaşanan gelişmeler ve ilerlemelerin de yarattığı etki ile yükselen bir yönelimle süregelmektedir. Tüm bu karşılıklı etkileşim ve zenginliğe rağmen modern zamanda müzik türlerinin üç temel alt gruba ayrıldığı bilinmektedir. Bu türler: Geleneksel müzik, klasik müzik ve popüler müzik türleridir. Bu üç alt grup, tarihsel gelişim süreci içerisinde bireysel ve toplumsal açıdan insan hayatında farklı şekillerde yer bulurlar ve hem sosyolojik, hem de psikolojik bir olgu özelliği ile değişik beklentilere ve ihtiyaçlara yöneliktirler. Geleneksel müzik genel olarak ortak bir biçim içinde yaratılıp, üretildiği zamandan günümüze  kadar yaşayan, bulunduğu bölge ve ortamlarda sevilerek yoğun olarak çalınan, söylenen ve genellikle anonim müzik türüdür. Diğer taraftan bir toplumunn yada topluluğun birikimini ifade eden beklentilere karşılık gelmektedir; klasik müzik, sanatsal alanda geleceğe taşınacak eserler vermeyi ve sanatsal doyumu sağlamayı amaçlar; popüler müzik ise genel anlamda sanatsal kaygı taşımamakla birlikte insanların eğlence gereksinmelerine yönelmektedir.Bu araştırmada adı geçen müzik türleri ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin yaş, cinsiyet, sosyoekonomik ve kültürel durumu göz önüne alınarak adlandırılmıştır.

2.8.1 Türk Halk Müziği

Herhangi bir bölgenin yerel insanları tarafından ortaya konulan, ilgiyle ve zevkle söylenen ve çalınan, o bölge insanının anonim ürünü haline gelen ve sonraki kuşaklara  aktarılarak yaşatılıp çağdaz zamanlara kadar taşınan müziklerdir. Bu müzikler bölgesel kültürün anlamlı izlerini taşımaktadır ve ilk sahiplerinin isimleri genellikle bilinmemektedir.

Türkiye’de halk müziği, tarihimizin ilk dönemlerinden günümüze kadar Anadolu ve Rumeli’de yaşamış olan tüm uygarlık ve medeniyeylerin, kendilerine has kültürel değerlerini biriktirerek ve bölgelere göre kültürel farklılıkları içinde taşıyarak ortaya çıkmış ve nihai olarak zenginlik ve çeşitliliği ile dünyanın diğer bölgelerinde ve kültürlerinde de pek görülmeyen bir yapıdadır. Halk müzikleri/ Yerel müzikler; bir yörenin yerleşik insanları içinde üretilen, severek çalınan, söylenen, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşayan/yaşatılan ve anonim olan müziklerdir. Bu müzikler, o yörede yaşayan insanlara, paylaşılan ortak yaşantılara, düşüncelere ve ürettikleri seslere dayalı olup kendine has bir farklılığı vurgularlar. Yalın ve birleştirici etkileriyle toplumun paylaştığı duygu ve düşüncelerini harekete geçirebilmektedirler (Bayraktarkatal, 2002, s.182).

Halk müziği, yöresel özellikleri açısından birçok değişiklikler ve farklılıklar taşısa da, genel tipoloji bakımından; İstanbul ve Rumeli, Ege, Orta Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, Karadeniz ve Akdeniz olmak üzere yedi bölge alt grubunda toplanarak ele alınabilir. Bununla birlikte, aynı bölge içinde yer alan kimi kent, merkez ya da yöreler arasında da önemli farklar bulunabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Ülkemiz insanının yüzyıllardan ben kendi yöresel çalgı ve şivesiyle seslendirerek, üzüntüsünü ve sevincini paylaşarak oluşturduğu, onunla hayat bulduğu bir müzik türüdür (Yurga, 2002, s.13).

Halk müziğimiz kırsal kökenlidir ve bunun sonucunda da anonimdir. Kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa aktarılan ve tarih içinden süzülerek gelen zengin bir küklü geçmişin sonucudur. Halk şarkılarına bizde “türkü” denir. Türkülerimiz melodi ve ritm yönlerinden incelik, derinlik ve canlılık içerir (Say, 2001, s.27). Araştırmada kullanılan anket’te Türk Halk Müziğine örnek olarak verilmiş olan yorumcular, seslendiriciler Günümüz Türk Halk Müziği yorumcu ve seslendiricileridir.

İLKÖĞRETİM 1. KADEMEDE ÖĞRENİM GÖREN ÖĞRENCİLERİN DİNLEDİKLERİ MÜZİK TERCİHLERİ VE BU TERCİHLERİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER – EYÜP İLÇESİ ÖRNEĞİ